so..

Month

May 2010

46 posts

        Laia Asieo Odo

          698-769

Bütün olmak parça olmaktır;

gerçek yolculuk geri dönüştür.


Ursula K.LeGuin,Mülksüzler (Odo’nun mezartaşından)

May 31, 20102 notes
May 31, 20102 notes
Listen

Led Zeppelin - Since I’ve Been Loving You

May 30, 20101 note
May 30, 20103 notes
May 30, 20107 notes
May 30, 20104 notes
May 29, 20107 notes
May 29, 201019 notes

Böylece aynı zamanda bir sürü dünyada birden yaşamaktaydı.Akıl hastaları sayesinde,çağının en büyük aydınlarından biri olup çıkmıştı.Hastalarından öğrendikleri,onlara verebildiklerinden daha çoktu.Hastaları,eşsiz yaşantılarıyla onu zenginleştiriyorlardı;Kien ise iyileştirebilmek için onları daha yalın bir düzeye götürüyordu,o kadar.Bazılarında karşılaştığı zihinsel güçleri ve ince zekayı tanıma sığdırabilmesi olanaksızdı.Gerçek diye nitelendirilebilecek kişilikler,yalnızca bu hastaların taşıdıkları kişiliklerdi;yalınlıktan yana hiçbir eksikleri yoktu ve gerçek karakterleri sergiliyorlardı;iradelerinin sapmazlığını ve gücünü bir Napoleon kıskanabilirdi.Georges Kien,bu hastaların arasında tüm ozanlardan daha yetenekli olan,hep yeni esinlerle dolu gülmece ustaları tanıyordu;bunların düşünceleri hiçbir zaman kağıda geçirilen düşüncelerin düzeyine inmezdi;gerçekliklerin dünyasının ötesinde çarpan bir yürekten kaynaklanan bu düşünceler,yabancı fatihler gibi bu gerçekliklerin üzerine saldırırlardı.Ganimet peşinde koşanlar,dünyamızın hazinelerine giden yolun en iyi kılavuzlarıdır. 

Georges Kien,bu hastaların oluşturduğu toplumun bir üyesi olduğundan ve kendini onların tasarımlarına adadığından bu yana,klasik anlamda yazınsal yapıtları da okumaz olmuştu.Romanlarda anlatılan,hep aynıydı.Georges,eskiden büyük bir tutkuyla okur,artık değişmez,rengini yitirmiş,eskimiş ve bildirisini yitirmiş saydığı eski tümcelere ilişkin yeni söyleyiş biçimlerinden büyük zevk alırdı.O sıralarda dile çok önem vermiyordu.Dilden tek beklediği,akademik anlamdaki doğruluktu;en iyi romanlar,içindeki insanların en seçkin düzeyde konuştukları yapıtlardı.Kendisinden önceki tüm yazarlar gibi anlatabilen,onların yasal halefi sayılırdı.Böyle bir yazarın görevi,yaşamın insana acı veren,batan sivri çok yönlülüğünü bir kağıdın dümdüz yüzeyine geçirebilmek,böylece de çabuk ve zevkli biçimde okunup geçilmesin sağlamaktı.Tatlı bir okşamayı andıran okuma,kadınlar ve kadın doktorları için aşkın bir başka türüydü;kadınların mahrem okuma zevklerinden anlamak ise bir kadın doktorunun uğraşının gerekleri arasındaydı.Akıl karıştıran anlatımlar,yabancı sözcükler bulanmamalıydı;bir yol daha önce ne denli çok kullanmışsa,o yoldan edinilebilecek zevk de o denli ayrımlaşmış olurdu.Roman yazınının tümü,kibarlığı öğreten bir ders kitabı sayılabilirdi.Okuyan kişiler,zorunlu olarak nazik olurlardı.Bu gibilerin başkalarının yaşamlarına katılmaları,kutlamalar ve başsağlığı dilekleriyle sınırlıydı.Georges Kien,mesleğe kadın doktoru olarak başlamıştı.Genç ve yakışıklı oluşu yüzünden büyük bir müşteri kitlesi kazanmıştı.Yalnızca birkaç yıl süren o dönemde kendini Fransız romanlarına adamış,bu romanların kendi başarısına katkısı önemli olmuştu.Kadınlara elinde olmaksızın sanki onlara aşıkmış gibi davranırdı.Tüm kadınlar onun beğenisine hak verirler ve bu beğenmenin getirdiği sonuçları kabul ederlerdi.O dönemde kadın denen dişi maymunlar arasında hastalanma alışkanlığı yaygınlaşmıştı.Georges Kien,kucağına düşen tüm nimetleri alıyor ve zaferlerine ayak uydurmakta güçlük çekiyordu.Tümü de ona hizmet etmeye hazır sayısız kadınların arasında,şımartılmış,zengin ve iyi yetiştirilmiş biri olarak,Buda olmazdan önceki prens Gautama’nın yaşamına benzer bir yaşam sürüyordu.Ne endişeli babalar,ne de prensler onu dünyanın sefaleti karşısında körleştirememişti,ama yaşlılığı,ölümü ve yoksulluğu o denli çok görmüştü ki,sonunda bütün bunları görmemeye başlamıştı.Aslına bakılırsa okuduğu kitaplar,dile getirdiği tümceler,çevresinde bir duvar ören açgözlü kadınlar nedeniyle dünyadan kopmuş sayılabilirdi.

Elias Canetti,Körleşme

May 29, 20103 notes
May 29, 20105 notes
 

Take this kiss upon the brow!
And, in parting from you now,
Thus much let me avow-
You are not wrong, who deem
That my days have been a dream;
Yet if hope has flown away
In a night, or in a day,
In a vision, or in none,
Is it therefore the less gone?
All that we see or seem
Is but a dream within a dream.

I stand amid the roar
Of a surf-tormented shore,
And I hold within my hand
Grains of the golden sand-
How few! yet how they creep
Through my fingers to the deep,
While I weep- while I weep!
O God! can I not grasp
Them with a tighter clasp?
O God! can I not save
One from the pitiless wave?
Is all that we see or seem
But a dream within a dream? 

Edgar Allan Poe,A Dream within A Dream

May 28, 20101 note
May 28, 20104 notes

Ortasında bir gecenin, düşünürken yorgun, bitkin O acayip kitapları, gün geçtikçe unutulan, Neredeyse uyuklarken, bir tıkırtı geldi birden, Çekingen biriydi sanki usulca kapıyı çalan; "Bir ziyaretçidir" dedim, "oda kapısını çalan, Başka kim gelir bu zaman?" Ah, hatırlıyorum şimdi, bir Aralık gecesiydi, Örüyordu döşemeye hayalini kül ve duman, Işısın istedim şafak çaresini arayarak Bana kalan o acının kaybolup gitmiş Lenore'dan, Meleklerin çağırdığı eşsiz, sevgili Lenore'dan, Adı artık anılmayan. İpekli, kararsız, hazin hışırtısı mor perdenin Korkulara saldı beni, daha önce duyulmayan; Yatışsın diye yüreğim ayağa kalkarak dedim: "Bir ziyaretçidir mutlak usulca kapıyı çalan, Gecikmiş bir ziyaretçi usulca kapıyı çalan; Başka kim olur bu zaman?" Kan geldi yüzüme birden daha fazla çekinmeden "Özür diliyorum" dedim, "kimseniz, Bay ya da Bayan Dalmış, rüyadaydım sanki, öyle yavaş vurdunuz ki, Öyle yavaş çaldınız ki kalıverdim anlamadan." Yalnız karanlığı gördüm uzanıp da anlamadan Kapıyı açtığım zaman. Gözlerimi karanlığa dikip başladım bakmaya, Şaşkınlık ve korku yüklü rüyalar geçti aklımdan; Sessizlik durgundu ama, kıpırtı yoktu havada, Fısıltıyla bir kelime, "Lenore" geldi uzaklardan, Sonra yankıdı fısıltım, geri döndü uzaklardan; Yalnız bu sözdü duyulan. Duydum vuruşu yeniden, daha hızlı eskisinden, İçimde yanan ruhumla odama döndüğüm zaman. İrkilip dedim: "Muhakkak pancurda bir şey olacak; Gidip bakmalı bir kere, nedir hızlı hızlı vuran; Yatışsın da şu yüreğim anlayayım nedir vuran; Başkası değil rüzgârdan..." Çırpınarak girdi birden o eski kutsal günlerden Bugüne kalmış bir Kuzgun pancuru açtığım zaman. Bana aldırmadı bile, pek ince bir hareketle Süzüldü kapıya doğru hızla uçarak yanımdan, Kondu Pallas'ın büstüne hızla geçerek yanımdan, Kaldı orda oynamadan. Gururlu, sert havasına kara kuşun alışınca Hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan; "Gerçi yolunmuş sorgucun" dedim, "ama korkmuyorsun Gelmekten, kocamış Kuzgun, Gecelerin kıyısından; Söyle, nasıl çağırırlar seni Ölüm kıyısından?" Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman." Sözümü anlamasına bu kuşun şaşırdım ama Hiçbir şey çıkaramadım bana verdiği cevaptan, İlgisiz bir cevap sanki; şunu kabul etmeli ki Kapısında böyle bir kuş kolay kolay görmez insan, Böyle heykelin üstünde kolay kolay görmez insan; Adı "Hiçbir zaman" olan. Durgun büstte otururken içini dökmüştü birden O kelimeleri değil, abanoz kanatlı hayvan. Sözü bu kadarla kaldı, yerinden kıpırdamadı, Sustu, sonra ben konuştum: "Dostlarım kaçtı yanımdan Umutlarım gibi yarın sen de kaçarsın yanımdan." Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman." Birdenbire irkilip de o bozulan sessizlikte "Anlaşılıyor ki" dedim, "bu sözler aklında kalan; İnsaf bilmez felâketin kovaladığı sahibin Sana bunları bırakmış, tekrarlıyorsun durmadan. Umutlarına yakılmış bir ağıt gibi durmadan: Hiç -ama hiç- hiçbir zaman." Çekip gitti beni o gün yaslı kılan garip hüzün; Bir koltuk çektim kapıya, karşımdaydı artık hayvan, Sonra gömüldüm mindere, sonra daldım hayallere, Sonra Kuzgun'u düşündüm, geçmiş yüzyıllardan kalan Ne demek istediğini böyle kulağımda kalan. Çatlak çatlak: "Hiçbir zaman." Oturup düşündüm öyle, söylemeden, tek söz bile Ateşli gözleri şimdi göğsümün içini yakan Durup o Kuzgun'a baktım, mindere gömüldü başım, Kadife kaplı mindere, üzerine ışık vuran, Elleri Lenore'un artık mor mindere, ışık vuran, Değmeyecek hiçbir zaman! Sanki ağırlaştı hava, çınlayan adımlarıyla Melek geçti, ellerinde görünmeyen bir buhurdan. "Aptal," dedim, "dön hayata; Tanrın sana acımış da Meleklerini yollamış kurtul diye o anıdan; İç bu iksiri de unut, kurtul artık o anıdan." Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman." "Geldin bir kere nasılsa, cehennemlerden mi yoksa? Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan! Bu çorak ülkede teksin, yine de çıkıyor sesin, Korkuların hortladığı evimde, n'olur anlatsan Acılarımın ilâcı oralarda mı, anlatsan..." Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman." "Şu yukarda dönen gökle Tanrı'yı seversen söyle; Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan! Azalt biraz kederimi, söyle ruhum cennette mi Buluşacak o Lenore'la, adı meleklerce konan, O sevgili, eşsiz kızla, adı meleklerce konan?" Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman." Kalkıp haykırdım: "Getirsin ayrılışı bu sözlerin! Rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan! Hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın! Dağıtma yalnızlığımı! Bırak beni, git kapımdan! Yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan!" Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman." Oda kapımın üstünde, Pallas'ın solgun büstünde Oturmakta, oturmakta Kuzgun hiç kıpırdamadan; Hayal kuran bir iblisin gözleriyle derin derin Bakarken yansıyor koyu gölgesi o tahtalardan, O gölgede yüzen ruhum kurtulup da tahtalardan Kalkmayacak - hiçbir zaman! Edgar Allen Poe,Kuzgun

May 28, 20101 note
May 28, 201021 notes
May 28, 201075 notes
Listen

bigbadaboom:

you ask me,
why it is i come to you,
when someone else is just as good.
i asked them but they said the same,
didn’t even ask my name.

oi va voi - refugee

May 28, 201012 notes
May 28, 20109 notes
May 28, 20108 notes
Listen

şebnem ferah,günaydın sevgilim

May 28, 20101 note
May 27, 20104 notes
Next page →
2012 2013
  • January 6
  • February 14
  • March
  • April
  • May 13
  • June
  • July
  • August
  • September
  • October
  • November
  • December
2011 2012 2013
  • January 55
  • February
  • March
  • April 6
  • May 85
  • June 33
  • July 65
  • August 33
  • September 112
  • October 38
  • November 6
  • December
2010 2011 2012
  • January 20
  • February
  • March 11
  • April 32
  • May 92
  • June 136
  • July 29
  • August
  • September 88
  • October 8
  • November
  • December
2010 2011
  • January
  • February
  • March
  • April
  • May 46
  • June 92
  • July 75
  • August 15
  • September 56
  • October 38
  • November 10
  • December 34